İki Oscar ödüllü yönetmen Esteban Martinez, 15 yıl önce yerleştiği New York'tan, yeni filmi ‘Çöl’ü çekmek üzere Madrid'e döndü. Uzun süredir görüşmediği oyuncu kızı Emilia'ya rol teklif eden Martinez, bu teklifle hem kızına profesyonel bir fırsat sunmayı hem de terk ettiği ailesiyle yeniden bağ kurmayı amaçladı. Başlangıçta tereddüt eden Emilia, rolü kabul ederek babasıyla ve geçmişin acı dolu izleriyle yüzleşeceği sarsıcı bir deneyimin içine girdi.
Filmin açılış sekansında başrol oyuncuları Javier Bardem ve Victoria Luengo, yönetmen Rodrigo Sorogoyen'in talimatıyla ilk kez karşılaştı. Yönetmen Sorogoyen, baba-kız arasındaki 10 sayfalık diyaloglu sahneyi kesintisiz plan sekans olarak doğaçlama çekeceğini belirtti. Oyunculara, plana nasıl girecekleri ve çıkacakları konusunda serbestlik tanıdı. Olayların bazıları örtüşürken, bazıları oyuncuların bakış açılarına göre farklılık gösterecekti. Doğaçlama plan sekansın 80 dakika sürmesine rağmen, yönetmen bu bölümü ustaca 19 dakikalık bir kesite indirmeyi başardı.
‘Çöl’ filmi, 1932'de İspanyol sömürgesi altındaki Batı Sahra'da geçiyor. Yönetmen Esteban Martinez, filmi kızına ihanet ve birbirlerinin gözlerine bakamayan insanların öyküsü olarak tanımlıyor. Geçmişteki yaraları günümüzdeki belirsizliklerle harmanlayan film, aile ilişkilerinin inceliklerini yetkin bir şekilde sergiliyor. Karakterlerin bakışları; birbirlerini, tarihlerini, ortak geçmişlerini ve pişmanlıklarını yansıtıyor. Göz seviyesinden çekilen meraklı, sevecen, delici ve rahatsız edici bakışlar, baba ile kızın acı dolu geçmişini ve İspanya'nın karanlık tarihini betimliyor.
Yönetmen Esteban Martinez, filmin ana sahnelerinden biri olan setteki yemek sahnesinde ekibini azarlayarak ve herkesi küçümseyerek suçluluk duygusu içinde olduğunu gösteriyor. Çevresini anlamakta güçlük çeken Martinez'in hırsları ve gereksinimleri her zaman ön planda yer alıyor; güç ve dayatma yoluyla herkesin iradesini kontrol etmeye çalışıyor. Siyah beyaz sahneler ise bastırılmış duyguları ve içe dönüklüğü simgeliyor. Emilia kendini ifade etmeye çalışırken, geçmişi skandal, öfke ve alkolle dolu olan babasıyla yüzleşiyor. Yönetmen Sorogoyen, bu filmde toksik erkekliği, gücün doğasını ve güdümlemeyi sorguluyor. Javier Bardem ve Victoria Luengo'nun performansları, Rodrigo Sorogoyen'in duyarlı anlatımı ve Olivier Arson'un müziği etkileyiciliğini artırıyor.
Fransız beden korkusu akımının yeni örneklerinden Marion Le Coroller'ın ilk filmi ‘Nöbet’ (Sanguine), tükenmişlik sendromunu anlatıyor. Cannes Film Festivali'nin Gece Yarısı bölümünde gösterilen filmde, stajyer olarak başladığı acil servisin yorucu temposuna ayak uydurmakta zorlanan Margot karakteri, genç yetişkin hastalarda kontrolsüz kanamalar ve bedenlerinin kabuklar ve yara izleriyle kaplanması gibi garip belirtiler gözlemliyor.
Margot'un kendisinde de benzer semptomlar görülmeye başlamasıyla panik yaşanıyor. Filmin ilerleyen aşamalarında, gençlerde aşırı şiddet eğilimi ile fiziksel ve zihinsel yeteneklerin arttığı görülüyor. Tükenmişlik sendromu, rekabetçi ve insanlık dışı çalışma sektörünü etkileyerek, Z kuşağının varoluşsal sorularını gündeme taşıyor. Bu gençler ne istediklerini tam olarak bilmeseler de, ne istemediklerini net bir şekilde ortaya koyuyorlar. Aşırı üretkenlik ve sürekli performans baskısı altında zorlanan genç kuşak, çağdaş tükenmişliğin bir metaforu haline geliyor.
Mara Taquin, Karin Viard ve Kim Higelin'in rol aldığı ‘Nöbet’, gençlerin fazla mesai kaynaklı tükenmişliğini ve vahşi kapitalizmi eleştirel bir bakış açısıyla inceliyor.