Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen Milli Güvenlik Konferansları Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin stratejik önemi yüksek bir coğrafyada varlığını sürdürdüğünü belirtti. Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu topraklardaki son devlet olduğunu vurgulayarak, kurulan devletlerin zamanla değişse de 'ebed müddet' vasfının baki kaldığını ifade etti.
Sınır ötesi operasyonların, Türkiye'nin bağımsızlığını teyit eden bir rol üstlendiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, milli güvenlik riske girdiğinde gözlerinin hiçbir şeyi görmeyeceğini net bir şekilde ortaya koyduklarını söyledi. Irak ve Suriye'deki harekatların, Türkiye'nin güvenlik paradigmasında yeni bir dönemi başlattığını belirten Erdoğan, ülkenin artık başkalarının senaryolarında rol biçilen bir konumdan çıkarak, kendi hikayesini yazan, kendi geleceğini şekillendiren ve bölgesinde oyun kurucu bir aktör haline geldiğini vurguladı.
Erdoğan, bugünkü öncelikleri ve yöntemleriyle yürütülen 'Terörsüz Türkiye' sürecinin, Körfez'den Kuzey Afrika'ya ve Doğu Akdeniz'e uzanan kararlı adımların gerisinde artan özgüven, cesaret, planlama ve bağımsız hareket edebilme kabiliyetinin bulunduğunu kaydetti. 'Terörsüz Türkiye' sürecinin, bir güvenlik politikasının ötesinde ülkenin yeni yüzyılına ilişkin stratejik bir devlet vizyonunun adı olduğunu sözlerine ekledi. Bu sürecin hedeflerle uyumlu bir şekilde başarıya ulaşmasının, iç cepheyi güçlendireceği, Türkiye'nin güvenliğini tahkim edeceği ve milletin önünde yeni kapılar açacağı öngörüsünde bulundu.
Türkiye'nin harp sahalarını en iyi okuyan ülkelerden biri olduğunu belirten Erdoğan, savunma sanayiini güçlendirerek dışa bağımlılığı en aza indirdiklerini ifade etti. Sahip olunan kapasitenin değerinin, etrafı kuşatan krizler karşısında net bir şekilde görüldüğünü söyledi. 'Türkiye Yüzyılı' ifadesinde anlamını bulan büyük ve güçlü Türkiye'yi adım adım inşa edeceklerini dile getiren Erdoğan, ilham kaynaklarının milletleri olduğunu ve Türk milleti var oldukça devletlerinin de var olmaya devam edeceğini belirtti. Sadece kendi bekaları için değil, dost ve kardeş ülkelerin huzuru için de güçlü olmak dışında seçeneklerinin olmadığını vurgulayan Erdoğan, gardlarını indirirlerse bu topraklarda hayat hakkı tanınmayacağını ifade etti.
Kutlu mücadelelerinde en büyük kuvvet ve ilham kaynağının milletleri olduğunu belirten Erdoğan, devleti ebed müddet aziz milletin kendisi olduğunu söyledi. Bu nedenle ordunun, istihbaratın, emniyetin, jandarma ve savunma sanayiinin en yüksek hazırlık seviyesinde olacağını, ancak asıl kendilerini güçlü kılan, varlıklarını borçlu oldukları değerlere saygı göstereceklerini ve maddi güç unsurlarının üzerinde yükseldiği zemini sağlam tutacaklarını ifade etti. Bu zeminin milletin ezeli ve ebedi kardeşliği olduğunu sözlerine ekledi.
Konuşmanın ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, Cumhurbaşkanlığı Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Vali Okay Memiş tarafından, 19. yüzyıl düşünürlerinden Abdülhak Molla'ya ait, "Hazır ol cenge, eğer istersen sulh-u salah" yani "Barış istiyorsan savaşa hazır ol" sözlerinin yazılı olduğu bir tablo hediye edildi.
'Terörsüz Türkiye'nin stratejik devlet vizyonunun bir parçası olduğunu belirten Erdoğan, birçok zorluk, ihanet ve badire atlatıldığını ancak her defasında küllerinden yeniden doğduklarını söyledi. Vatanın bekası, devletin güvenliği ve milletin istiklal ve istikbalini güvence altına alma noktasında kimseye umut bağlamadıklarını, kendi bileklerinin gücüne güvendiklerini ifade etti. Milli Mücadele'yi, Cumhuriyet'i ve demokrasinin saldırıya uğraması gibi durumları bu anlayışla yürüttüklerini belirtti. 40 yılı aşkın terörle mücadeleyi de aynı anlayışla sürdürdüklerini kaydeden Erdoğan, bu süreçte ağır bedeller ödendiğini ve önemli kazanımlar elde edildiğini vurguladı. Özellikle 15 Temmuz ihaneti sonrası devreye alınan terörü kaynağında yok etme stratejisiyle içeride ve dışarıda kritik başarılara imza attıklarını söyledi.
Erdoğan, yapay zekânın karar alma süreçlerini hızlandırdığını ancak ciddi riskler de barındırdığını belirterek, yapay zekâyı etik, hukuki ve toplumsal boyutları olan bir güvenlik meselesi olarak ele almanın bir zorunluluk olduğunu ifade etti. Güvenlik kurumları arasındaki eşgüdümü en üst düzeye çıkararak riskleri bertaraf ettiklerini ve devletin FETÖ'vari yapılardan temizlenerek sızıntıların ve sabotajların önüne geçildiğini sözlerine ekledi.