İstanbul'da bayram tatili nedeniyle yaşanan nüfus yoğunluğundaki düşüş, kentte yaşam kalitesinde geçici bir iyileşme sağladı. Bu durum, kentte kalanlarda şehrin daha sakin olabileceği umudunu uyandırdı. Ancak uzmanlar, kayıt dışı nüfusla birlikte 20-21 milyona ulaşan İstanbul nüfusunun, mevcut planlamalarla 20 milyonun altına düşmesinin beklenmediğini belirtiyor.
TMMOB Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Pınar Pelin Giritlioğlu, 2009 tarihli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı'nda 2030 yılı için öngörülen 16 milyon nüfus hedefine şimdiden ulaşıldığını ifade etti. Giritlioğlu, mega projeler ve Kanal İstanbul gibi plan dışı yatırımların nüfus artışını tetiklediğini vurguladı. Ekonomik nedenlerle öğrenciler, beyaz yakalılar, emekliler ve memurlar arasında tersine göç eğiliminin arttığını belirten Giritlioğlu, İstanbul'un çalışanlar için artık çok pahalı hale geldiğini ve uzaktan çalışma imkanı olanların da şehri terk etmeye başladığını söyledi.
Giritlioğlu, tersine göç eğiliminin bir fırsat olduğunu ancak bunun planlı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı. 20 milyon eşiğinin kritik olduğunu belirten Giritlioğlu, İstanbul'daki kaynakların artan nüfusa yetmediğini, ulaşım yoğunluğunun ikinci bir işi yetiştirmeyi imkansız kıldığını ve olası bir deprem durumunda nüfusun tahliyesinin büyük sorun olacağını dile getirdi. Bu nedenle nüfusun krizle değil, yerel, bölgesel ve ulusal politikalarla planlı bir şekilde azaltılması gerektiğini savundu. Giritlioğlu, bu sürecin, kentin gerçek sakinleri yerine üst gelir gruplarına alan açma fırsatına dönüştürülmemesi uyarısında bulundu.
İstanbul Planlama Ajansı İstanbul Çevre Düzeni Planı Bilim Kurulu Üyesi Dursun Yıldız ise, kentin su ihtiyacının büyük bir kısmının havzalararası transferle karşılandığını hatırlattı. Yıldız, özellikle Avrupa Yakası'ndaki su sorununun plansız kentleşme ve nüfus baskısı altında olduğunu belirtti. Arazi ve su kaynakları planlamasının entegre yapılması gerektiğini söyleyen Yıldız, su sorununun artık sadece yönetimsel değil, mekânsal planlama, nüfus yoğunluğu yönetimi ve tersine göç yönetimi sorunu haline geldiğini ifade etti.
Yıldız, kent büyüdükçe su havzalarının yapılaşma baskısına maruz kaldığını, ulaşım projelerinin yeni yapılaşmayı tetiklediğini ve su toplama havzalarının doğal yapısının bozulduğunu belirtti. Bu durumun kentin su arz güvenliğini zayıflattığını ve diğer havzalara bağımlılığı artırdığını söyledi. Yıldız, Anadolu kentlerinin ekonomik olarak güçlendirilmesi, sanayinin dağıtılması ve orta ölçekli kentlerin geliştirilmesiyle tersine göçün teşvik edilmesinin, İstanbul'un su kaynakları üzerindeki baskıyı azaltacağını vurguladı. Tersine göçü bir "ulusal mekânsal dengeleme stratejisi" olarak tanımlayan Yıldız, bu stratejinin İstanbul ve Ankara gibi hızla artan nüfuslu büyük kentler için büyük bir gereksinim olduğunu sözlerine ekledi. İstanbul'un su sorununun, ilave su sağlamanın yanı sıra radikal bir talep yönetimi, mekânsal planların uygulanması ve tersine göçün teşvik edilmesiyle hafifletilebileceğini belirtti.